AnnemMutfakta

Administrator
Yönetici
Moderatör
asure_01.jpgMuharrem ayı Hicri takvimin birinci ayıdır. Onuncu günün ismi ise “Aşure“dir. “Aşere” Arapça’ da “on” anlamına gelir.

Peygamberimiz Hz. Muhammet, Medine’ye hicretten sonra orada yaşayan Yahudilerin oruçlu olduklarını öğrendi. “Bu ne orucudur?” diye sordu. Yahudiler, “Bugün Allah’ın Musa’yı düşmanlarından kurtardığı Firavunu boğdurduğu gündür. Hz. Musa şükür olarak bugün oruç tutmuştur” dediler. Bunun üzerine Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam da, “Biz, Musa’nın sünnetini ihyaya sizden daha çok yakın ve hak sahibiyiz” buyurdu ve o gün oruç tuttu, tutulmasını da emretti.

Aleviler muharrem ayının ilk 12 günü, “kerbela” felaketini anarak matem içinde oruç tutarlar. Kerbela olayında Hz. Ali’nin oğlu Hz. Hüseyin şehit edilmiştir. Orucun bitiminde , İmam Hüseyin’in oğlu İmam Zeynel Abidin’in Kerbela’da kurtulması ve Hz. Ali soyunun ondan sürmesinden duyulan memnuniyeti ifade etmesi için aşure dağıtılır. Aşura Aleviler için aynı anda lokmadır. Lokmanın anlamı ise paylaşımdır. Türk kültüründe ve haliyle Alevilerde paylaşımın yeri çok önemlidir. Bu sebeple Aleviler Hakkın rızası için, tuttuğu oruçlar niyetine de aşureleri lokma niyetine yapar ve dağıtır. 12 imamlar adına 12 gün oruç tuttuktan sonra, 12 inci günü ,12 malzeme ile pişirilen aşure komşuya ve fakirlere dağıtılır. Bu aşurenin içindeki 12 adet gıda maddesi ;aşurelik buğday, su, şeker, susam, nohut, bakla, fasulye, üzüm, incir, kestane, nar, fındık veya cevizdir.

Pek çok tarih kaynağına göre aşure günü çeşitli inanışlarda kutsal kabul edilmiştir. Bu inanışların ise milattan çok daha eskiye gittiği görülüyor. Bazıları şu şekildedir;
– Adem Peygamberin tövbesinin kabul edildiği gün.
– Nuh Peygamber’in gemisinin karayı bulduğu ve kutlama için gemideki her şeyi karıştırarak aşure yaptığı – gün.
– Yunus Peygamber’in kendisini yutan balığın karnından kurtulduğu gün.
– Musa Peygamber’in Kızıldeniz’ i geçtiği ve Firavunun gazabından kavmini kurtardığı gün.
– İbrahim Peygamber’in Nemrut’ un ateşinden kurtulduğu gün.
– Eyüp Peygamber’in dertlere şifa bulduğu gün.
– Hz. Yakub’un, oğlu Hz. Yusuf’a kavuştuğu gün
– İsa Peygamber’ in doğumu ve ölümden kurtulduğu gün
– Yerlerin ve göklerin yaratılması

Toplum olarak ortak değerler sosyal ve kültürel farklılıklar gösterse de, birbirimizin inançlarına karşılıklı saygı duyar ,eğer bu adetler birbirine benzer ise aynı çoşku ve ayrı inanç gereği kutlayarak yaşarız. Bu ortak değerlerimizden bir tanesi de “aşure” tatlısıdır.

Mutfağımızın çok özel tatlısı aşure

asure_02-300x200.jpg

Aşure mutfağımızın özel bir tatlısıdır. İçine katılan çeşitli gıdalardan dolayı da enerji deposu olan aşure, özellikle büyüme çağında olan çocuklarımız için pişirilmesi gereklidir. B2, B1, C, A vitamininin yanı sıra bol miktarda demir, çinko, fosfor, kalsiyum ve sodyum içerir.

Aşurenin içine yöresel ilaveler konarak pişirilir ve malzeme çeşitleri açısında zenginlik içerir.
Kuru bakla, hurma, zencefil, çörek otu, salep, damla sakızı, börülce, pekmez, rezene, anason, elma, kuru meyve (kak) çeşitlerinde ilave ediliyor, üzeri bol kuru yemiş (ceviz, fındık, fıstık) çeşitleri ve nar küçük doğranmış kayısı ve incir parçaları toz tarçın kavrulmuş susamla süslenir. Bu süslerde de farklılıklar görülür. Hepsinin lezzeti harika olur. Seydişehir’de yöresel olarak içine bol malzeme katılır ve sayı hesabı yoktur, yeter ki malzeme uyumu orantılı olsun denir.

Aşurenin içindeki kuru yemişlerin eklenmesi bazı kitaplara göre Türk mutfağında artarak çoğaltılmıştır.
Halkın pişirdiği aşure sarayda pişen aşureden çok farklı imiş. Sarayda aşure bal ve sütle pişirilir daha sonra da süzülürmüş. Özel kaplara süzülüp dökülen aşureler, sırayla önce padişah, saray halkına, yöneticilere ve en sonunda halka dağıtılırmış. Aşureyi alan ev sahibi kişiler bu kapları boş göndermezler, içine kuru meyve, çerez, badem ezmesi gibi hediyelerle doldurup saraya gönderirlermiş. Bu olaya da “hediyeleşme” (cevap) denirmiş.

Aşure, Muharrem ayının 10. günü pişirilmeye başlanır, 20. günü ise pişirme bitirilir. Benim memleketim Seydişehir’de eskiden komşular aşureyi aralarında konuşup sıraya koyarak pişirirler ve komşulara sitillerde (küçük bakraç) dağıtırlardı. Biz çocuklar kimin bol malzemeli, çerezli ve iyi lezzetli aşure pişirdiğini bilirdik:) Anneme “aşure kimden geldi” diye sorar , vereceği cevaba göre yer veya yemezdik. O günler ne güzelmiş paylaşımlı , özel günlermiş. Her şeye bir anlam verip durgularımızı yitirmeden ortaklaşa, paylaşım içinde yaşadığımız günlermiş…

Komşu komşunun külüne muhtaçtır

Ya şimdi nasıl?
Yaptığımız şeyleri komşularımızla paylaşamıyoruz.
Bazı komşuların kapısını çalıp aşure götürdüğümde “Ben bunun yerine size ne vereceğim ”,veya “Ben aşure yapmayı bilmiyorum ki, size ne vereceğim” gibi cevaplar veriyorlar artık…
Benim kültürümde öğrendiğim şey, karşılığında hiçbir şey beklemeden önce komşunla paylaşman gerekliliğidir. Günümüz komşularımıza bunu anlatamıyorsunuz ne yazık ki. Oysa ki bir ata sözü vardır “Ev alma komşu al” denir. Çoğu zaman ise, ihtiyaç duyduğumuz komşularımız, maalesef zamanında onları tanımak için çaba harcamadığımız belki de lütuf etmediğimiz! için artık, ihtiyaç duyduğumuzda yanımızda olamazlar. Oysa ki kötü günler paylaşarak azalmaz mı? Veya bu durum eskiden böyleydi de, şimdilerde insanlar başka bir yol mu buldular bilemiyorum. Herkes ne de bireysel oldu, toplumda yaşadığını unuttu. Kültürümüzden gelen toplumsal değerlere, özgürlük ve bireysel yaşam kılıfını uydurarak hiç uymaz oldu.
Şimdi neredeyse herkes mutsuz ve somurtkan. Bireysel olmak, işten eve gelince kapıyı kilitleyip en yakınındaki komşundan selamı kesmek mutlu etseydi çevremizde bunca somurtkan insan olmazdı sanırım.

Büyük şehirlerin insan ilişkilerini yozlaştırdığı , güzelim gelenek ve göreneklerimizi nasıl yok ettiğini söyler dururuz, ama kendimizi samimi bir şekilde sorgulamayız. Toplumu oluşturan bizleriz. Büyük şehirlerde yaşayanlar kendilerini sorgulayıp aralarındaki iletişim eksikliğini gidermek için gerekli çabayı göstermelidirler.

asure_malzeme-300x200.jpg
Aşurenin malzemeleri
Bir milleti meydana getiren en temel unsurlardan birisi , o milletin sahip olduğu maddi ve manevi kültür değerlerdir. Dil, gelenek, görenek, örf ve inançlar, tarihin derinliklerinden süzülerek akıp gelir ve çok uzun zaman sonunda toplumdan onayını alarak geleceğe taşınır ve yaşatılır. Milletler, tüm bu değerlerine sahip çıkarak devamlılığını, nesilden nesillere aktararak sürdürürler. Özellikle dilini bozmadan koruyan ve sahip çıkan milletlere kimseler dayatma yapamaz. Geçmişini sahip çıkan, koruyan kendi değerlerine dilini, dinini , tarihini, gelenek ve göreneğini bozmadan yaşayan milletlerin, gelecek korkuları yoktur.

Aklın yolu birdir, ve eminim pek çoğumuz aynı şeyleri düşünüp zamanla koca şehirlerde yapayalnız kalıyor olduğumuzu da fark ediyoruz. Aşure günü, bolluk ve bereket simgesi kabul edilmiş asırlardan bu yana. Bizlerin de çevremizi saran uyuşukluk sis perdesini kaldırıp dayanışma ve sosyal ilişkilerin gelişmesi açısından bir şeyler yapmamız gerekiyor. Ancak bir şey yapmak için elimizdeki değerleri kaybetmeyi beklemek gerekmiyor elbette. Emek verilen dostluklar, komşuluk bizleri bir arada tutar ve toplumca gücümüzü yeniden kazanmamızı sağlar . Mis gibi kokan aşuremizi yapalım, komşumuzla paylaşalım. Komşumuzla tanışmamıza vesile olur umuduyla.

Afiyet olsun.
 
Üst