Anasayfa » Kızından mektup var

Kızından mektup var

Kızından mektup
Kızından mektup

Tüm anneler özeldir. Herkesin annesi ayrıca “en özel”dir. 9 ay bizi karnında taşıyan, var olduğumuzdan itibaren her türlü anımızı gerçek duygularıyla yaşayan da annelerimizdir. Derler ya “Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar” diye. Çocukluğumuzda olsun, büyüyüp yetişkin olduğumuzda olsun, başımıza gelen her türlü derde bizden fazla üzülen de yine annelerimizdir. Yılların yaşanmışlıklarını içinde biriktiren ve çoğu zaman da bunların kendine zarar verdiğini fark edemeden zamana kendini bırakmış ve ancak hastalandığı zaman durmak zorunda kalmış olanlar da annelerimizdir. İşte annem de bundan 15 yıl öncesinde, 1997 yılında, tam da üniversiteden mezun olmama 1 ay kala romatoid artirit hastalığına yakalandığını öğrenmişti.

Annem ve babam bu hastalığı öğrenmişlerdi, ancak kardeşim ile ben ne yazık ki annemin ağrılarından dolayı döktüğü gözyaşlarını artık içine akıtmayıp sesli olarak hıçkırdığı zaman öğrenebilmiştik. Gündüzleri hareketsiz yatıyor, geceleri ise artan iltihap yüzünden ne yazık ki saatler boyu acıdan kıvranıyordu. Ben ise geceleri bu yüzden uyuyamıyor, çok üzülüyordum. Tedaviye başladıktan hemen sonra ilaçlar tesir etmediği için de ağrılarının dinmesi bir kaç ayı bulacaktı. İltihaplı romatizma hastaları çektiği acıları tarif ederlerken “Eklemlerim matkapla oyuluyor sanki” derler. İşte annem bu derece dayanılmaz acıları ile çırpınırken bile, 1 ay sonra teslim etmem gereken bitirme projeme kafamı veremediğimi düşündüğü için Dikili’ye gitmişti. Ben annemin acılar çektiğini düşünerek, zorla geçen zamanı belki de hızlandırarak, nihayet projeyi teslim edip Dikili’ye gitmiştim. Çok zor günler geçiriyordu annem. Tek bir parmağını dahi 1 cm hareket ettiremiyordu, sabahları 1 saat yataktan kalkamıyordu, kalksa bile yine ağrılar yüzünden acı çekiyordu. Ve sonraları ilaçlar etkisini göstermeye başlayınca acıları da yavaş yavaş azalmaya başladı.

Ancak her ilaç gibi annemin kullandığı ilaçların da yan etkileri vardı. Üstelik bunlar “metotraxhade” , “kinin” ve “kortizon” , yani yan etkileri de ağır olabilecek türden ilaçlardı. İltahaplı romatizmanın sebebi bulunamadığı için ne yazık ki kökten çözümü de mevcut değil henüz. Eklem içinde hareketi sağlayan sıvı bir bakteri yüzünden bağışıklık sistemince düşman olarak algılanıyor ve saldırıya geçiliyor. Sonra o bölgede ağrılar, acılar, hareket kısıtlığı meydana geliyor. Toplardamar hastalığı olarak da değerlendiriliyor bu hastalık. Tedavide kullanılan ilaçlar da eklemlerdeki iltihabı kuruturken sıvıyı da kuruttuğu için bu defa şekil bozukluğu meydana gelebiliyor. Bunun için erken teşhis önemli bir yer tutuyor. Tedavide kullanılan en ağır ilaç aynı zamanda kanser tedavisinde de kullanılan ilaçtır. Bağışıklık sistemi iltihaplı dokuyu düşman olarak algıladığı için kanser ilacı da bağışıklık sistemini durdurmaya çalışırken diğer yandan da zayıflatmış oluyor.

İşte bundan 8 yıl önce, annemin kullandığı metothraxade adlı ilaç bağışıklık sistemini zayıflatmışken, karlı bir havada 1 dakika kalmasını affetmemiş ve ciğerleri iflas etmişti. SSK Acil’e gitsek de staj yapmakta olan doktor iki tane ilaç yazıp göndermişti eve bizi. O sabah işe isteksiz gitmiştim. Annemi sabah o soğuk havada pencereyi açmış nefes almaya çalışırken görmüştüm çünkü. İşe gittikten sonra evi aradım ve babamdan hastaneye gittiklerini öğrendim. Zaten kafamı işe veremiyordum, kardeşimi telefonla aradıktan sonra hemen eve gittim. Sahrayicedid’den Acıbadem’e 5 dakikada gitmişim. Hemen evimize en yakın eski adı “Esma Hatun Hastanesi” şimdiki adı “Medipol” e gittik. Acil’de annemi kontrol eden doktor o geceyi hastanede geçirmemiz gerektiğini söyledi. Ve o gece annemin yanında ben kaldım. Gece 1 olmuştu. Uykum vardı ancak bir şey beni dürtüyor uyutmuyordu bir türlü. Sonra annem fenalaşmaya başladı. Nöbetçi doktoru buldum. Belirtilerin kötü olduğunu ve hemen annemi Özel Göztepe Hastanesi’ne sevk etmemiz gerektiğini söyledi. Sebebini sorduğumda ise bana “Bizde yoğun bakım ünitesi bakımda” dedi. Yani riskli bir hastanın seyrini biliyor olmasına rağmen, 1 gecelik hastane parası için, bizi orada tutmuşlardı. İnsan hayatı kimin umurunda ki zaten. Şu hayvan hakları savunucularına çok gülüyorum işte. Sırtlarındaki kürkleri atıp önce insanlara yapılan haksızlıkları protesto etsinler, sonra zaten diğerlerine sıra gelir.

Neyse konuyu dağıtmayayım. Ben 5 dakika içinde kardeşimi, babamı ve doktor kuzenimi haberdar etmiştim durumdan. Annemin bilinci henüz açıktı, ambulansa bindirdik ve Göztepe Hastanesi’ne vardık. İşte o andan itibaren her şey kontrolüm dışındaydı. Sanki bir kafese konmuş sağa sola savruluyordum. Bilincim kaybolmuştu, her şey bulanıktı. Annem yoğun bakım odasına alınmıştı. Yarım saat sonra ise kıyafetleri ve takıları elimize tutuşturulduğunda hepimizin ağladığını hatırlıyorum. Annem o kapının arkasındaydı ve elimizde annemin kolyesi, bileziği…Doktor arkadaşımız Atilla ise ” Her şeye kendinizi hazırlayın, durum kötü” demişti. Arkadaşımın gözlerine bakıyordum, “şaka” desin veya “her şey yolunda” desin diye. Ama hayır, çok ciddiydi ve sonra gözlerinden akan yaşı gördüğümde artık daha fazla söze gerek kalmamıştı. Kardeşim ile birlikte o kapının önünde ağladığımızı, dua ettiğimizi, Allah’a yakardığımızı unutamam. Ve işte o an bir şey oldu, çok eminim. Sadece hissedebildiğim ancak kelimelerle anlatamayacağım bir duyguyu yaşadım. “Anne bizi bırakma sakın” diyordum dua ederken ve annemi hissediyordum. Hastanedeki herkes orada beklemeye gerek olmadığını düşünerek evlerine dağıldılar. Ancak ben bırakmak istemiyordum. Ben, İrem veya babam orada olmalıydık, yakın olmalıydık anneme.

Uykusuz geçirdiğim bir günün ardından birkaç saat uyuyabilmek için eve gitmiştim ama başaramamıştım. Sabaha doğru bir doktor tanıdığıma gitmek aklıma gelmişti. Sadece yaşadıklarımızı anlatmak istemiştim. Ama ağlamaktan konuşamıyordum tabi. Ve işte  saniyelerin annemin durumu için kurtuluş anları olduğunu sonradan fark ettim. Bana , annemin romatizma doktorunu aramamı tavsiye etmişti. Hemen o doktoru aradım ve durumu anlattım. Tabi telefonun diğer ucundaki doktor duruma inanamamıştı, çünkü annemin tahlilleri 1 hafta önce çok iyi çıkmıştı. Romatizma doktorumuz bize akciğer konusunda çok iyi bir hekim olan “Dr. Turgay Çelikel” i aramamı söylemişti. Hemen kendisini aradım, hastaneye geldi, annemi muayene ettikten sonra kendi çalışıyor olduğu Marmara Üniversitesi Hastanesi’ne nakil etmemiz gerektiğini söyledi. İşte yine sonrayı etkileyecek karar anlarından birini yaşıyorduk. Acil olarak doktorumuzun söylediğini yapmak için yeniden ambulans çağırdık ve bu defa annem yaşam ünitelerine bağlı ve bilinçsiz bir şekilde iken onu yeni hastanesine naklettik.

Ambulans ile giderken bazı sürücülerin araç camlarından sarkarak ambulans şoförüne küfretmelerini de hiç unutamıyorum. Ve işte o günden sonra 15 gün daha annemi göremeyecektik. Doktorumuz da pek iç açıcı şeyler söylemiyordu. Kanser ilacı almasından dolayı, kısa bir süre de olsa soğuk havada kalmış olması akciğerlerinin iflas etmesine sebep olmuştu ve annem akciğer yetmezliği ile savaşıyordu yoğun bakım odasında. Bir çok akrabamız, tanıdıklarımız gelip gidiyordu. Ben, İrem ve babam günü üçe bölüştük, sırayla uyuyorduk. Ben çoğu zaman yastığımı ve örtümü yanımda getiriyor ve hastanede uyuyordum. 15 gün geçmek bilmedi. Yakınlarını kaybedenleri gördükçe, annemi de göremedikçe hüzün kaplıyordu içimi. Ancak annemin öğrettiği gibi umudumu hiç bir zaman yitirmemeyi de aklımdan çıkarmıyordum.

Çok sıkıntılı günlerin ardından 15. gün doktorumuz birden olumlu konuşmaya başladı. Ben artık hislerimi farklı bir boyuta taşıdığımdan olsa gerek, konuşulanları pek algılayamıyordum. Bir süre sonra ancak kendime gelebildim. Annem yoğun bakım odasında, uyandırıldıktan sonra, nasıl olduysa o gecenin “Kadir Gecesi” olduğunu bilerek hemşirelerden başörtüsü istemiş. Hemşireler de bize bunu söylediklerinde koşarak eve gittim, çok sevinmiştim, annem yaşam ünitelerine bağlı olsa da kendi halini unutarak bir şey istemişti. Kendisi hala o gecenin Kadir Gecesi olduğunu nerden bildiğini bir türlü çözemiyor. Ve sonra annem yoğun bakım odasından çıktı ve hastane odasında kalmaya başladı. 15 gün daha orada kaldık. Annem aldığı ağır ilaçlardan ve 15 gün uyutulmuş olmaktan dolayı hareket edemiyordu. Sırtında yaralar oluşmaması için hareket ettirmemiz gerekiyordu. Ancak bunların hepsi ufak detaylardı benim için. Annem aramıza döndüğü için, bunu başardığı için, şimdi görevin zor kısmı bize geçmişti. Artık biz onun iyileşmesi için çalışacaktık. Hastane odasında bir kaç günün ardından tekerlekli sandalye ile hastane koridorunda dolaşıp, karla kaplanmış evlerin çatılarını izliyorduk. Hastanedeki tedavi sona erince doktor eve çıkabileceğimizi söylemişti.

Annemin tüm vücudu hareketsizdi. Ayağa kalkıp yürüyebilme süresinin 8-9 ayı alabileceğini söylemişti doktorlar. Ancak annem doktorlara kızdığı için inat etmiş ve bu süreyi 4 aya indirmişti. İlk attığı 5 cm’ lik adımdan sonra yaşadığımız mutluluğu da unutamam. 5 cm daha sonra 2 adet 5 cm, derken 10 cm ve sonra odasından çıkış ve bir kaç ay sonra da yavaş yavaş yürüyüşlere başlamıştı. Bu sürecin sıkıntısını anlatamam, anlatmak da istemem zaten.

Ve işte bu ağır hastalığından sonra 2006 yılında da bu siteyi www.annemmutfakta.tv‘yi açtık. Annem kimi zaman çektiği acılarından bir şeyler paylaşarak uzaklaştı, kimi zaman da videolarda ağrılarından bahsederek sıkıntısından uzaklaştı. Bazen sizlerin de sıkıntılarına ortak olduğunu düşünerek bu siteyi çok sevdi. Ve işte ben de bu yüzden bu siteye desteğimi hep sürdürdüm, sürdüreceğim de.

Her tarafta anneler günü ile alakalı alışveriş çılgınlığı tetiklemek için uğraş yapılıyor ve alışveriş sektörü de bundan inanılmaz karlar elde ediyor. Bu saçmalığa alet olmak yerine biraz da manevi tarafı ile ilgilenelim isterim konunun. Bu yazıyı da bir süredir yazmak istiyordum, bugün içimden geldi. Televizyonlarda, gazetelerde “anne-anne” diye çığırtan medya maymunlarına annesini kaybetmiş olanların da olduğunu hatırlatmak gerekiyor. Hele de çocuğunu kaybetmiş anneleri de düşünmek lazım.

Annem tüm zorluklar sonrasında aramıza döndüğün için, her şeyin ile bize bir armağansın.

Anneler günün kutlu olsun annem.

Seni çok seviyorum. Badem gözlün, Işıl :)

PaylaşShare on Facebook2Tweet about this on TwitterPin on Pinterest0Share on Google+0Digg thisEmail this to someone

3 yorumlar

  1. Tuğba Kızıltuğ

    Harika bir ekipsiniz. Sizinle Mutfak ve Yaşam dergisi için yaptığım röportajda anlattıklarınız hala aklımda… Annenize çok selamlar ve çok sevgilerimle…

    • Tuğba Hanım tekrar merhaba:) Uzun zaman oldu.
      Güzel anılar bıraktıysak ne mutlu bize:)
      En yakın zamanda görüşmek dileğiyle, sevgiler.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir