Anasayfa » OKUYUN » Makaleler » Bir Eylül akşamı rastladım size…

Bir Eylül akşamı rastladım size…

Kabak çiçeği
Kabak çiçeği

Yaz ayı gelince, okullar  tatile girdikten sonra, kimimiz yazlıklara kimimiz ise memlekete gideriz. İşi olan hiç bir yere gidemez, yerinde kalır.

Hayatın güzelliğini doğa içinde yaşamak isteyen ve imkanı olan bazılarımız da, büyük şehirleri terk edip çoktan bir köye veya balıkçı kasabasına yerleşmişizdir. Veya pek çok insanın hayalini süslüyor da olabilir.

Ekmek peşinde koşmak zorunda olup hiç tatil yapamayanda vardır. Ama paraya ve işe ihtiyaç olmasa, içgüdüsel olarak tekrardan toprakla uğraşmaya, doğa içinde yaşamaya geri dönmeye can atacağımıza eminim.

Köylerde hava çok güzel ve yaşam rahat olsa idi tüm köylerimiz boşalmazdı elbette. Sabahın ilk ışıkları ile yaşam başlar köylerde. Sofrada yenen aş için tarladaki sebzeyi, ağaçtaki meyveyi toplamak, hasat yapmak, ekmek, biçmek vaktidir.

Peynir bakkaldan alınmaz, herkes kendi beslediği hayvanın sütünden , yumurtasından faydalanır. Süt anaların elinde yoğurda, peynire, kaymağa dönüşür. Hayvanlar da su ister, ot ister. Onlarla da ilgilenmek lazım gelir. Ve tüm bu işler haftada bir kez gidilen ilçe pazarında satılan ürünlerden kazanılan para içindir. Yaşam savaşıdır bunun adı. Onca emek, çalışma ve zor koşullarda geçen yaşantılar.

Tarım yapan bir toplum iken, ortaokulda okurken aynen bu şekilde öğrenmiştik, nasıl oldu da şehirli bir toplum olduk ki! Kendi köyümüzde dahi 30 senede ortaya çıkan değişime inanamazken, bundan 30 sene sonrası için içim yanıyor. Şu anda köyümüzde sadece yaşlılar var, gençlerin hepsi büyük şehirlerde. Sadece kışlıklarını almak için memleketlere geliyorlar. Sonra yeniden büyük şehrin çıkmaz geleceğine geri dönüyorlar.

Peki ya 30 sene sonra ?

Ataları da diğer dünyaya göç ettiğinde ne olacak? Kışlıklar nerden sağlanacak?

Mısır tanesi
Mısır tanesi

Veya büyük bir değişim gerçekleşip ulusal uyanışımızı yeniden yaşayıp kendi geçmişimizi yeniden mi hatırlayacağız acaba?
Köylü toplumu olmaktan utanmayan, geçmişini bilen ve geçmişine sahip çıkan, elindeki çok kıymetli kültürel hazinelerin parıltısını görebilen ve bu zenginliğe sahip olmaktan dolayı kendine güveni yeniden gelen, güçlü, başı dik, gururunu ezdirmeyen kimliklerimizi yeniden hatırlayacak mıyız acaba?
Çoğu sosyologların, toplum bilimcilerin, köşe yazarlarının üzerinde araştırma yaptığı, incelediği bir konu bu aslında. Yaşlılar da olmadığında köylerin durumu ne olacak?

Bamya
Bamya

Peki ya şehirler ne olacak? Yeterince sokak çocukları olmadı mı? Bu çocuklar kötü amaçlar için kullanılmıyor mu? Alt yapının önemi bilinmeden düzensiz bir yapılaşma sağlam olabilir mi? Hava kirliliği dünya değerlerinin çok çok üzerinde iken, hala kalitesiz kömürler dağıtılmıyor mu? Sahip çıkılması gereken eski binalar otopark mafyaları tarafından yakılmıyor mu?

Aslında yazının devamını getirmek gerek, ancak ben sadece herkesin sormasını istiyorum bu soruyu…2 en fazla 3 nesil öncesine kadar köylerde yaşayan bir toplum iken şu anda nasıl oldu da geçmişimizden utanır hale geldik? Nasıl oluyor da televizyonlardaki yapmacık dünyalara, insanlara, dizilere kapılıp o şekilde yaşamanın ayrıcalık olduğunu düşünüyor gençler? Kumar oynamanın yasak olduğu ülkemizde, televizyonlarda yarışma programları kumar oynatıyor, yemek yarışması diye yaptıkları yarışma tamamen kurgulanmış dizi yapısında , eğitim içerikli bir belgesel dahi konuşulur hale gelmiyor kendi aramızda. Kimse doğruyu duymak veya izlemek istemiyor, tek dertleri duymak istedikleri veya görmek istedikleri…Sanki…

Kuşburnu
Kuşburnu

Tek model olmamak lazım…Birilerinin oluşturduğu kalıpların içine girmemek lazım. Sorgulamak ve düşünmek lazım yeniden…

Elimizdekiler kayıp gidiyor gözümüzün önünde. Ve sadece konuşuyoruz, dertleşiyoruz, yazıyoruz.
Sahip çıkıyoruz elimizden geldiğince. Yaşadığımız tüm olaylar bizim olmasa bile gelecek nesillerin yaşamlarını etkileyecek. Ki 30 sene içinde yaşadığım değişim bile yeterince etkiledi ise hepimizi, bundan sonrakiler de etkileyecektir. Kendi geleceği ile gazetelerde duyduğu günlük olayların bir ilgisi olmadığını düşünen, vatan sorunlarından kaygı duymayan biri yanılıyordur. Bir gemi batarsa içindekiler de batar…

Pamuk çiçeği
Pamuk çiçeği

Ve işte Eylül ayında bir akşam üstü,  köy yolunda giderken gördüklerim ve teknoloji nimetiyle sizlere aktarabildiğim kareleri de aralara serptim:) 30 yıl sonra bu güzellikler de giderse? Çocukluğumda topladığım böğürtlenleri bulamazsam ileride?

Böğürtlen
Böğürtlen
PaylaşShare on Facebook2Tweet about this on TwitterPin on Pinterest0Share on Google+0Digg thisEmail this to someone

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir